Ankara’da grip olmak
Gün geçmiyor ki haberlerde her gün yeni bir “Domuz Gribi” vakası görülmesin. Bunların çoğu da Ankara’dan çıkıyor. Bilindiği üzere ilk olarak Bilkent Üniversitesi’nde görülmüştü. Sonra nasıl olduysa birden bütün Ankara karantina havasına büründü. Hacettepe Üniversitesi’nden İngilizce Öğretmenliği Sertifikası alıyorum ve oraya gidip gelirken otobüste ne zaman elim bir yere değse aklımda soru işaretleri beliriyor.
Düşünsenize oturaklarıyla beraber tıklık tıklım dolmuş bir otobüs, ayaktakilerle beraber 100 kişiyi bulduğu da oluyor. Aynı havayı teneffüs edip aynı mekanlara dokunuyorsunuz. İnsanın içinde bir şüphe uyanıyor ister istemez.
Domuz Gribine karşı aşı ile mücadele konusu gündemde şu sıralar. Hükümet herkese aşı yapılması için önerilerde bulunuyor. Hatta okullarda zorunlu hale getirmeye çalışıyor. Felç etme riski bulunan bir aşıyı kim nasıl gidip kendine uygulatabilir ki?
Hastanelere grip ve soğuk algınlığı şikayetiyle gidenleri de domuz gribi zanlısı olarak gözetim altına alıyorlarmış. Aşı falan yapıyorlarmış. Ben zaten hastaneleri hiç sevmem. Sağlam gitsem hasta olur gelirim. Kaldı ki bu hastalık öyle 3-5 gün yatıp geçecek bir hastalık değil. Durum böyle iken sıradan bir grip enfeksiyonu geçiren biri hangi akla hizmetle gidip bir sağlık kuruluşundan yardım isteyebilir ki?
Şu an hafiften hapşırmaya falan başladım. Bu domuz Gribi hadisesi böyle yaygınken insan daha da bi pinpirikleşiyor. Belki önemli bir hastalığım yok sadece soğuk algınlığıdır ama insan işte daha fazla bi kendini dinliyor. sanki daha önce grip olduğunda hissettiklerinden bu sefer biraz daha farklıymış gibi geliyor. Kalkıp hastaneye de gidemiyorsun zira hemen aşıyı çakacaklar. Ve de unutmamak gerek ki bu hastalıktan ölen 2. kişi bir hastane görevlisi.












