subscribe: Posts | Comments | Email

Demokratik Açılım ve Sadabat Paktı

0 comments

Sadabat Paktı

Evet, sevgili arkadaşlar. Gündemin en önemli konusu (Behlül’ün Bihter’i hangi pozisyonda becerdiğinden sonra) Demokratik Açılım Paketi (tam anlamıyla ne içerdiği halen belirtilmemiş olsa da) mecliste tartışıldı. Bunun 10 Kasım’a tekabül gelmesi konusunda bir çok kişi rahatsızlık duydu elbet. “Günler sepete mi girdi kardeşim? 10 Kasım günü Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü layıkıyla anmak varken neden gündeme bu kadar önemli bir konuyu taşıyorsunuz? Atatürk’e gareziniz mi var?” diyenler oldu paylaşım sitelerinde.

Demokratik Açılım Paketi’nin mecliste açılmasının Atatürk’ün öldüğü gün olan 10 Kasım’da gerçekleşmesi, tarihi günlerin birbiriyle rastlantısal olarak çakışması gerçeğiyle beni bir kez daha yüzleştirdi. Belki sadece rastlantısaldır ama Cumhuriyet’in ilan edildiği gün olan 29 Ekim’in aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na resmen katıldığı tarih olduğunu hatırlamama neden oldu. Sonu getiren bir başlangıcın yeni düzenin başlangıç tarihiyle aynı olması…

Gelelim Demokratik Açılım, Kürt Açılımı, Kürt Sorunu muhabbetine (hangisini kullanıyorsunuz bilmiyorum.) İlk olarak benim merak ettiğim şey bu insanların tam olarak neden rahatsız oldukları, neden silahlanarak dağa çıktıkları ve tam olarak ne istedikleri. İnternette bu konularda okuduklarım tamamen taraflı, nerden başlarsa başlasın sonu sosyalizm, komunizm, marksizm’le felan biten makaleler oldu (ki gençliğin zihni hala bunlarla meşgul ediliyor). Bu yazıların içinde ta Fransız Devrimi zamanlarına kadar karşılıklı sürtüşmeler, atışmalar, rahatsızlıklar, bir kan davası güdüldüğünü fark ettim. Ve aradığım sorunun cevabına gösterge olarak her makalede bu 200 küsur yıllık zaman dilimi içinde gerçekleşen değişik olayların başgösterdiğini fark ettim. Herkes bir yerden başlamış kin gütmeye “şöyle olduğu için böyle düşünüyorum” demeye ama ilk kaynak tam olarak ne onu ben de bilmiyorum.

19. YY’ın başları ya da 1800′ler demedim onun yerine Fransız Devrimi dedim zira bu devrim dünya çapında milletlerin uyanışının bir sembolü haline gelmiştir. Özgürlük, bağımsızlık, eşitlik, milliyetçilik kavramlarının vücut bulduğu ilk örnek, mevcut yapıya karşıt girişimlerin ilki olmasa da dünya tarihi incelendiğinde en çok ses getirenidir.

Bu devrimi kısaca özetlemek gerekirse milliyetçilik düşüncesi, bağımsızlık duygularının güçlenmesine sebep olmuş, dalga dalga bütün dünyaya yayılarak büyük imparatorlukların yıkılıp, milli devletlerin kurulmasına sebep olmuştur. Zamanla Ulusalcılık Liberalizm’den daha fazla ön plana çıkmaya başlamış. Ulusal devletlerin hammadde kaynakları ve üretim mallarına pazar bulmak için yaptıkları mücadele, sömürgecilik ve emperyalizm adı altında 19. yy’ın 20. yy’a bırakılan kötü bir mirastan öte gidememiş. Fransız Devrimi aslında bir bakıma sonuçlanmıştır. Milliyetçilik, eşitlik, özgürlük zamanla yerini ulusalcılığa bırakmış ve ulusalcılık da pazar arama yarışıyla sonuçlanmış ve bu yarış 20. YY’a iki büyük dünya savaşına neden olmuş ancak hala bitmemiştir. Fransız Devrimi 2. Dünya savaşından sonra onu tecrübe edenlerden güçlü olanın güçsüzü yönetmesi adına kullandığı duygusal bir silah özeliiğini kazanmıştır. İnsanlara eşit olmadıkları, bağımsızlıklarını kazanmaları gerektiği söylenmekte, bulundukları toprağa hakim devletlere karşı ayaklanmaları öğütlenmekte ve bu konuda yapılan her girişim muazzam derecede desteklenmektedir. Dolayısıyla güçsüz kendi içişleriyle meşgul edilirken güçlü de gücüne güç katmaya devam etmektedir.

Bu davranış güçlülerin sadece Türkiye’ye karşı uyguladığı bir şey değildir. Ben 23 yıllık kısa hayatımda Balkanlarda zilyon tane devletin kurulup zilyon tanesinin yıkıldığına şahit oldum. Bana göre kürt sorunu, demokratik açılım ya da kürt açılımının şu an bizi bu kadar meşgul etmesinin ana sebebi de dünyada bu kadar millet ayaklanarak özgürlüğünü ilan etmişken Anadolu’nun doğusunda yaşayan kürt halkının da bu süreçte yerini alma girişiminden öte bir şey değildir. Bana göre asıl sebep PKK’nın 25 yılda 30000 şehit vermemize neden olması falan değil. Bu sadece halkın tepkisini çekmeye, duygularıyla oynamaya gündem yaratmaya yönelik bir davranıştır.

Burda bir dur diyip Amerika Birleşik Devletleri’nin 1. Dünya Savaşı’na nasıl katıldığı hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri’nde ülkenin savaşa girip girmemesini konu alan bir referandum yapılır ve halkın büyük çoğunluğundan buna evet demez. Daha sonra iki ticaret gemisi göz göre göre Alman sularına gönderilir. Dolayısıyla denizaltılar bu gemileri batırır ve bu olaydan sonra Amerika’da savaşa katılmak için 1 milyondan fazla gönüllü gidip savaşmak üzere kendi adını listeye yazdırır. İki ticaret gemisi bazıları için değiştirecekleri gündemden daha önemli değildir. İki ticaret gemisi Amerika halkının duygularıyla oynanmasına sebep olmuştur. Bazıları için Türk ve Kürt Halkları arasında sürtüşmeye neden herhangi bir konunun önemi yoktur. Bazıları için PKK yüzünden şehit düşen 30 bin Türk askerin, bilmem kaç bin Iraklı’nın, bilmem kaç bin İranlı askerin de bir önemi yoktur. Bazıları için PKK’nın ne kadar zaiyat verdiğinin de bir önemi yoktur. Bazıları için önemli olan karşılıklı iki tarafın duygularıyla oynayabilmektir.

Türkiye, Irak ve İran insanlarından bahsediyorum. Zira eğer Kürtler bir mesele ise bu ülkelerin ortak coğrafyasının meselesidir. Sadece Türkiye’nin bir meselesi değildir.

Sonu getiren bir başlangıcın yeni düzenin başlangıç tarihiyle aynı olması” dedim yukarda. Ve vikipedi’den Sadabat Paktı ile ilgili bir link verdim:

Sadabat Paktı

Vikipedi’de şöyle yazıyor:


Sadabat Paktı; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937′de Tahran’da Sadabad Sarayı’nda imzalanan dörtlü saldırmazlık paktı.

Paktın Sebepleri:

Sınır sorunlarının kalıcı şekilde çözülmesi: Pakta üye devletlerin tümünün İran’la sınır sorunu bulunmaktaydı. Ayrıca bu sınır sorunları nedeniyle özellikle Türkiye-Irak-İran üçgeninde Kürt aşiretleri sınır tanımayan isyanlar yapmaktaydı. BU PAKTIN İMZALANMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİDİR.

Ülkelerin bağımsızlıklarını vurgulama istekleri: Sömürge ve yarı sömürge dönemlerinden kısa süre önce kurtulabilen bu devletlerin bağımsızlıklarının vurgulanması son derece önemliydi. İlk defa bu amaçla, 2 Ekim 1935′te Cenevre’de Türkiye, İran ve Afganistan arasında üçlü bir Antlaşma parafe edildi. Buna daha sonraları Irak da katıldı. Daha sonra Irak-İran sınır antlaşmazlığının çözümlenmesi (Şattülarap uyuşmazlığı), Türkiye ile İran arasında dostluk çerçevesi içinde sınır sorunu dahil her alanı düzenleyen Antlaşmaların akti, 8 Temmuz 1937 tarihli Sadabad Paktı’nın imzalanmasına imkân vermiştir.

Taraflar antlaşmada genel olarak birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklarını, ortak çıkarlarını ilgilendiren hususlarda birbirlerine danışacaklarını, birbirlerine karşı saldırıda bulunmayacaklarını ve sınırlarının korunmasına saygı göstereceklerini taahhüt etmişlerdir. Ancak paktın temel nedeni olan Kürt aşiretleri sorunu, 7. maddenin şu ifadelerinde saklıdır:

Bağıtlı taraflardan her biri, kendi sınırları içinde diğer bağıtlı tarafların kurumlarını yıkmak, düzen ve güvenliğini sarsmak veya politik rejimini bozmak amacıyla silahlı çeteler, birlikler veya örgütlerin kurulmasını ve eyleme geçmelerini engellemeyi yükümlenir.

II. Dünya Savaşı ortamında antlaşmanın diğer maddeleri işlevsiz kalmış, fakat 7. madde anlaşmanın devamını sağlamıştır. Sadabat Paktı, 1979′da İran’daki İslamî rejim, paktı feshettiğini imâ edene kadar hukuki varlığını sürdürmüştür

Şimdi ilginizi vermeniz gereken başka bir noktayı yeniden söylüyorum arkadaşlar: Sadabat Paktı, 1979′da İran’daki İslamî rejim, paktı feshettiğini imâ edene kadar hukuki varlığını sürdürmüştür

İran 1979′da düştü, Irak 2003′te oraların artık bu konu hakkında kendi halklarının söyleyeceği bir şey yok. Siyasi iradenin var. Ve bu iradeye bu devletlerde kimin sahip olduğunu üç aşağı beş yukarı biliyoruz. İran’da nükleer füze varmış Amerika vuracakmış, savaş yapacaklarmış falan bunların benim gözümde iki ticaret gemisinden bir farkı yok. İran-Amerika Savaşı olsa bile insanlar ölecek (kimin umrunda?) ancak siyasi irade bence değişmeyecektir.

İran’lı bir arkadaş “Sevgili Türkiye’deki dostlarım ve kardeşlerim, Devrim sırasında devrim muhafızları tarafından önce tecavüz edilip, daha sonrada ipe gönderilen çok sevgili kız kardeşim Mehtab’ın anısına…” diyerek başladığı mektubunda şunlara değinmiş:

İRAN İSLAM DEVRİMİNİ BAŞARIYA GÖTÜREN AYAKLAR:

Büyük kesimi fakirleşen halk dincilerin pençesine düştü. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardımlarla onların safına çekildi. Beyinleri yıkandı ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim olduğu benliklerine yazıldı. Açlıkla boğuşan halk bu cehaletin pençesine kolaylıkla düştü ve rejime düşmanlaştı.

(ÇOK FAKİRLEŞEN TÜRK HALKINADA AYNI ŞEYLER YAPILIYOR)

Hep demokrasi ve özgürlük dendi. Humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve özgürlük vaat etti. Bu şekilde birçok sol görüşlü insanları da kendi saflarına çekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu.

(TÜRKİYE’DE HEP DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK DİYORLAR)

Emir komuta zincirinde yapılanmış olan din adamları halkı kontrol altına aldı.

(BAŞI ABD’DE YAŞAYAN MALUM TARİKAT’IN YAPILANMA BİÇİMİ OLAN ‘ABİ’ YAPILANMASI BU EMIR KOMUTA ŞEKLİDİR VE DEVRİMİN EN ÖNEMLİ AYAKLARINDAN BİRİSİ BU EMİR KOMUTA YAPILANMASIDIR. BU EMİR KOMUTA YAPILANMASI DEVRİMİN HALK ORDUSUDUR VE DEVRİM SIRASINDA BU EMİR KOMUTA ÇOK KISA ZAMANDA ÇOK BÜYÜK KİTLELERE EGEMEN OLUR.)

Kargaşa ve kaos ortamında askeri Kışlalar basıldı. Ellerinde Kur’an ile kışlalar ele geçirildi.

(BU AYAĞA ÇOK DİKKAT EDELİM ÇÜNKÜ DEVRİM SIRASINDA TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ ELE GEÇİRMENİN EN ANAHTAR AYAĞI BUDUR.)

Alıntı linki: Ataturk.com

Şimdi sevgili arkadaşlar, vahim olduğu kadar komik olan bir durum var. Fransız Devrimi oldu, Dünya savaşlarıyla sonuçlandı ancak hala devrimi yaratan düşünceler Güçlüler tarafından bir araç olarak kullanılabiliyor. İran devrimi oldu. Hem de ayakları İranlı arkadaşımızın da belirttiği gibi Türkiye’nin şu anki süreçte başına gelenler gibi gerçekleşti ancak hala susup kalınıyor ve ne olacak diye merak ediyor, gündem takip ediliyor. Ne olacağını “olan”lar zaten göstermiyor mu? İran Halkı yok, yönetimi var, Irak Halkı yok, yönetimi var, Türkiye Halkı var oyunu kime veriyor? “Böyle giderse bunlar olacak” demiyorum. “Böyle gidiyor, Bunlar oluyor” diyorum.

Orada bir kürt devleti kurulacak ya da kurulmayacak olması da önemli değil. Bu da iki ticaret gemisi örneğine benzer bir durum. Önemli olan şu:

TÜRKİYE BİR ŞEKİLDE BÖLÜNÜYOR!

Güç sahiplerini “arı” olarak ele alalım,
Tüm dünyayı da bir petek.
Bütün dünyayı tekelden yönetmek neye gerek?
Ayır bütünü gözenek gözenek,
Yönetmek için ne güzel seçenek!

Farkında olmadan şiir bile yazdım.
Artık bu yazıyı bitirmek gerek.

Leave a Reply

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes