Kıbrıs İzlenimlerim
Eveeet…
Cuma gecesi gittiğim Girne’den bu sabah saat 9 civarı geri döndüm. Arkadaşım “Soğuk buralar, sıkı giyin de gel” demişti. Ben de içliğimi, atkımı, çift kat kıyafetleri giydim atladım uçağa. İndiğimde Ankara’nınkıyle uzaktan yakından alakası olmayan bir havayla karşılaşacağımı zaten biliyordum lakin; aralığın ortasında yeniden pastırma yazı yaşamak güzel bir duyguydu. Ara ara yağan yağmur insanın huzurunu, gezme şevkini kırsa da biz pek aldırış etmedik genelde. Hoş, Girne dışında bir yere gitme fırsatımız da imkanımız da olmadı. Malum… Öğrenciyiz. Ama orada geçirdiğimiz zamanı dolu dolu yaşadığımıza inanıyorum.
Meşhur hellim peynirini tatma fırsatım oldu. Methettikleri kadar varmış. Kızarttıktan sonra üzerine zeytinyağı gezdirilmiş domatesle bir şahane gidiyor ki sormayın. yemek diye yersiniz valla. Ama biraz tuzlu, Tuz kesiyor adamı. Yoksa sermayeyi hellime yüklerdim acımadan.^^
Velhasılı Kıbrıs (gördüğüm kadarıyla) pahalı bir memleket. Cebinizi elinize götürdüğünüzde çıkaracağınız minimum miktar 5 TL. Demin bahsetmiştim ya domatesle hellim güzel gidiyor diye, yarım kilo domates ve 2 ekmek 6 liraya mâl olmuştu mesela. Çukurovaya falan da yakın halbuse. Lakin gümrüğüydü girdisiydi çıktısıydı derken iyi bi fiyat biniyor malzemeye.
Birbiriyle karşılaşan iki Kıbrıslı Türk Asilzadesi (asilzade diyorum zira İngiltere’ye gidip oralarda okumak, yada birkaç yıl vakit geçirmek çok önemliymiş onlar için) karşılaştıklarında “Hello, how do you do?” diye sesleniyorlar birbirlerine. İşin garip tarafı sonra Türkçe konuşmaya devam ediyorlar. Neden önce bi İngilizce giriş yapıyolar anlam veremedim doğrusu…
Konuşmaları çok komik. Servis beklediğimiz durağın arkasında bir halısaha vardı. Üç-beş genç toplanmış maç yapıyorlardı. Birbirlerine seslenişleri “Aaaamede veğr!” “Allah belağnı versiğn!” (e ler ince) baya bi gülmeme neden oldu. Hatta dilime de dolandı olur olmadık yerde bağırıyorum “Allah belağnı versiğn!” diye^^
Ha bir de uzun zamandır uçak yolculuğu yapmıyordum. Yeniden bunu tecrübe etmek de güzeldi. Giderken geceydi bir şey göremedim. Dönüşte de yolculuğun büyük bölümünde hava bulutluydu. Tuz Gölü üzerine geldiğimizde açıldı biraz oraları seyrettim. Ama uçağın Gölbaşı üzerinden Ankara’yı selamlarcasına bir inişi vardı ki… Hayatımda gördüğüm en güzel şehir manzaralarından biriydi. Önce Atakuleyi selamladık, sonra Kızılay Meydanı, Sıhhıye, okulum Dil Tarih… Üniversitede son senem olması. Ankara’yı da yakında büyük ihtimalle terk edeceğimi bilmem, daha da anlamlandırdı bu kısa gezintiyi. Yukardan bakınca binalardan çok anılarını görüyor insan. Buruk bi hüzün yumruk olup saplanıyor genzine…












