subscribe: Posts | Comments | Email

mevsimsel grip şu anki gidişiyle kalmak şartıyla domuz gribinden yaklaşık 100 kat daha tehlikeli

0 comments

Grip insandan insana bulaşan akut (hızla başlayan) bir viral enfeksiyondur. Genel olarak ortomixovirüsler ailesinden Influenza adı verilen virüsler tarafından oluşturulurlar. İç genetik yapılarına göre Influenza A, B ve C grupları olarak sınıflabilirler. Ayrıca yüzeylerinde bulunan 2 ayrı tip dikensi çıkıntının (Hemaglütinin H ve nöroaminidaz N) yapısal farklılıklarına göre de adlandırılırlar. Örneğin H3N2 gibi. En yaygın virüs grubu Influenza A grubu virüsleridir. (Mesela her yıl gündemimizde olan Mevsimsel grip olarak tanımladığımız hastalığa yol açan influenza virüsleri (H3N2 gibi) A grubu influenza virüslerindendir.)

Influenza virüsleri insan, domuz, kuşlar ve at gibi çeşitli canlı türlerinde hastalık meydana getirebilirler. Hatta bir virüs yapısındaki küçük bir değişiklik sonucu hastalık yaptığı türden başka bir türe bulaşabilir. Mesela kuşlarda hastalık oluşturan bir tür grip virüsü (avian influenza) küçük değişimler sonucu kuşlardan insana bulaşabilmekte ve insanda da hastalık meydana getirebilmekte. Üstelik insandan insana da bulaşabilir. Daha kötüsü artık insanda da hastalık meydana getirebilen bu mutant virüs, bulaştığı bir insanın vücudunda o anda rastgele bulunan başka bir mevsimsel grip virüsü ile karışarak yepyeni bir genetik yapıda yepyeni bir influenza virüsü ortaya çıkarabilir. Hatta bu yeni virüs yeniden kuşlara bulaşıp yeni bir kuş gribi türü olarak salgın da oluşturabilir. Bir örnek verecek olursak; sarı virüs insan bulaştıktan sonra, insanda bulunan mavi virüsle karışıp yepyeni bir tür olan yeşil virüs oluşturabilir. Yeşil virüs artık yeni bir tür virüstür. Konumuz olan domuz gribi de bilindiği kadarıyla ilk Meksika da domuz besleyen bir ailede görülmüş. Sonra da insandan insana bulaşmış. Bu virüs laboratuvarda incelendiğinde Influenza A grubu virüslerden ve dış dikensi çıkıntılarına göre ise H1N1 olarak tanımlanmaktadır.

Peki yapısal değişimin yarattığı sorun nedir?
Genel prensip olarak her enfeksiyon hastalığı (çok özel durumlar dışında) insanı bir kere hasta eder. Hastalık oluşup iyileştikten sonra, insan vücudu bu deneyimden bir ders alır. Bağışıklık sistemi, bir kez daha hastalığa yol açan etmenle karşılaştığında hızla yanıt verir ve ikinci bir kez mağlup olmaz. (Aslında aşıların da temel amacı, enfeksiyona yol açan ajanın, kişiyi rahatsız eden bulgularına yol açmayacak şekilde ayıklanmış parçalarını kişiye vererek bağışıklığı oluşturmaktır) Örneğin kızamık virüsünü ele alalım. Çoğumuz, kızamık virüsü ile ya doğal yoldan karşılaştık ve sonuçta ateşlendik, öksürdük, hapşırdık, bitkin ve halsiz düştük, genellikle vücudumuzda kırmızı benekler oluştu yani hastalandık, ya da yapay yoldan karşılaştık, vücudumuza birisi kızamık virüsünün bizde hastalık belirtilerine yol açan parçacıklarını önceden temizledi ve vücudumuza kontrollü olarak verdi yani aşıladı. İster doğal, ister yapay yoldan kazanılmış olsun, bu deneyimin sonucunda vücudumuz artık deneyim kazandı.
Bu deneyim sonunda artık, biz bir kez daha kızamık virüsü ile karşılaştığımızda, vücudumuzdaki kızamığa karşı hazırda bekleyen hazır tim hemen devreye girer ve düşmanı bertaraf eder. Peki, kızamık virüsü, vücudumuzda hazırda bekleyen özel tim tarafından tanınmayacak şekilde biçim değiştirirse ne olur. Deneyim eski kızamık virüsüne karşıdır. Yeni imajli virüs artık eski kızamığı geçiren herkes için bir tehdit haline gelmiştir.
Bazı virüslerde yapısal değişiklik görülmez yada çok nadiren görülür. Bazıları da sürekli imaj değiştirirler. İşte, influenza grubu virüslerde yapısal değişiklikler hızlı bir şekilde ve sık olarak görülebilmektedir.
(Her yıl grip aşısı olmamızın nedeni de işte budur. Dünya Sağlık Örgütü, her yıl nisan ayı sonunda dünyada belli noktalarda mevsimsel gribe yol açan influenza virüsünü yeniden incelemektedir. Önceki yıllara göre değişen ve insan için önemli olduğunu düşündüğü farklılıkları raporlamakta ve bu farklılıkları içeren aşı her yıl yeniden hazırlanmaktadır.)

Influenza virüslerinde yaşanan bu mutasyonlar sonucu, yeni virüse karşı tüm nüfus duyarlı olur ve böylece oluşabilecek yeni enfeksiyon Pan(latince tüm), demi (latince halk=demos) tüm insanlığı tehdit edebilir. Ulaşım çağında olduğumuzu düşününce yayılma hızı da tahmin edilebilir. İnsanlık tarihinde böylesine Pandemi şeklinde salgınlar vardır. Yirminci yüzyılda bile en az dört beş salgın vardır.
Bu salgınlardan en bilineni 1918 pandemisidir. Salgından itibaren 1 yıl içinde dünya nüfusunun %4 kadarının öldüğü bilinmektedir. Salgının ilk zamanlarında hemen tüm ülkeler, salgında kaybettikleri insan sayısını sansürlemişler. Ölüm sayısını sansürlemeden açıklayan ve bu nedenle en yüksek ölüm sayısına sahip ülke olarak bilinen İspanya dan adın alan bu salgına ispanyol gribi adını takmışlardır. Ancak salgından 12 yıl sonra, 1930 yılında geriye dönük olarak yapılan incelemelerde bu salgına yol açan virüsün bir İnfluenza A virüsü olduğu ve H1N1 tipi virüs olduğu saptanmıştır. (Şu an yaşadığımız pandeminin de H1N1 olduğunu biliyoruz!) 1918 yılında bazı kaynaklara göre 50, bazı kaynaklara göre 100 milyon dünya vatandaşının H1N1 gribine bağlı nedenlerle öldüğü söylenmektedir.
1956 yılında Çin de vahşi ördeklerden başlayarak insana geçen ve iki yıl sürerek 1958 yılında biten Asya Gribi (H2N2 kuş gribinin mutasyonu sonucu oluşan H3N2 virüsü) sonuçta 2 milyon, hatta bazı kaynaklara göre 4 milyon insanın ölümüyle sonuçlanmıştır.
1968 de Hong Kong da başlayarak yayılan ve pandemi halini alan enfeksiyonda da yaklaşık bir milyon dünya vatandaşı yaşamını kaybetmiştir.

Bu bilgilerin bugün bizim için bir önemi var. Grip, son yüzyılda bile insanlığa ciddi zararlar verecek pandemiler yaratmış ve bu nedenle özellikle sağlık çalışanlarında ciddi kaygılar oluşturmuş bir enfeksiyondur. Bu nedenle her yeni salgın riskine karşı, sağlık çalışanları geçmişi hatırlayarak tedirgin olurlar ve bu kaygıyla bazen duruma göre abartılı tedbirler alabilirler.

Buna en iyi örnek 1976 yılında yaşanmıştır.
5 Şubat 1976 tarihinde Kaliforniya eyaletinde Fort Dick yakınlarında yaşayan bir askeri personel halsizlik ve güçsüzlük yakınmalarıyla hastalandıktan sona ertesi gün ölür. İzleyen günlerde ölen askeri personelin yakın temasta olduğu kişilerden dördünda aynı yakınmalar görülünce sağlıkçılara alarma geçerler ve iki hafta içinde askerin ölümüne yol açan etkenin domuz gribi olduğu saptanır. İleri incelemelerle de virüsün 1918 salgınındaki H1N1 virüsüne çok yakın yapıda olduğu farkedilince tam bir panik havası başlar. Olası bir pandemiye karşı tedbir alınması gerektiğine karar verilir. Son karar herkesin aşılanması olur. Hızla aşı üretimine geçilir. Herkesin aşılanması için bilgilendirme kampanyaları yapılır.
Sonuçta ne olur? Ölen askeri personel dışında başka ölüm olmaz.. Askerin temasta olduğu 200 kadar kişide virüse rastlanır ve bu kişilerden yalnızca dördü hastalık belirtileri gösterir. Ancak aşılama programı sırasında 25 kişi aşılama sonucunda yaklaşık bir milyon kişiden birinde görülebilen Guillain-Barre sendromu (sinir uçlarında görülen bir tür zaafiyet) ´na bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirir. Görülen yan etkiler nadir de olsa toplumu derinden etkiler. Toplumun %66 sı aşı olmayı reddeder. Kamuoyunda oluşan bu tepkiler nedeniyle aynı yılın aralık ayında aşılama programı yürürlükten kaldırılır. Bu nedenle tıp tarihine 1976 fiyaskosu olarak geçer…

Geçmişte yaşanan iyi ve kötü deneyimleri nedeniyle her yeni influenza kaynaklı salgın riskinde dünya önce alarma geçiyor. Enfeksiyonu yakından izleyip kaygıyla yaklaşıyor. Bir süre İzlem sonucunda eğer salgın haline gelmiyorsa önlemleri biraz daha gevşetiyor. Ama sağlık otoritelerinin genel mantığı aksi ispatlanana dek her yeni influenza enfeksiyonunu çok ciddi olarak kabul etmek. Bu kötümser bakış açısı daha tedbirli olmaya yol açtığından daha güvenilir olarak kabul ediliyor. Yakın geçmişte uzak doğudan başlayan SARS ve kuş gribi salgınlarında alınan tedbirleri yaşadık. Sonrasında ise enfeksiyon sınırlı kalınca rahatladık. Ancak yeterli bilgilendirilmeyince halkın yaşadığı panik bazen mantık sınırlarını aştı. Diri diri çuvallara tıkıp çukurlara gömdüğümüz tavuklar daha dün gibi hafızalarımızda yer etti.

Şimdi ise yeni kaygımız H1N1 domuz gribi pandemisi. Meksikada başladığına inanılan salgın virüsün Nisan 2009´ da ABD´ de de saptanmasının ardından, 11 Haziran 2009´da Dünya Sağlık Örgütü dünya çapında pandeminin yolda olduğu alarmını verdi.

Burada biraz teknik bilgi vermek sanırım yerinde olacak. Dünyadaki hemen her sağlık sorununda olduğu gibi burada da Dünya Sağlık Örgütü´nün merkezi ve koordinatör rolü var.
Dünya Sağlık örgütü´nün bünyesinde yılında Global Influenza Surveillance Network (Küresel influenza izleme ağı) adında bir network var. Bu network 1952 yılından beri çalışıyor. Bu sayede influenza virüsleri için küresl düzeyde takip olanağı sağlanıyor. Kurulan sistem şöyle çalışıyor. WHO ya üye 99 ülkedeki toplam 128 merkez, Ulusal Influenza Merkezi(National Influenza Center- NIC) olarak tanımlanmış. (Örneğin Türkiyenin Ulusal Influenza Merkezi olarak Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü atanmış). Bu merkezlerin en önemli görevi grip şüphesi olan hastalardan örnekler alarak uygun şekilde WHO´ ya göndermek. Böylece WHO tüm dünyadan sürekli ve sağlıklı olarak Influenza virüs örnekleri topluyor. WHO kendisine gelen tüm örnekleri kendisine referans olarak aldığı 5 ayrı ve gönüllü Influenza İşbirliği Merkezine (WHO Colloberative Centers WHOCC ) yolluyor. Bu 5 merkez Melborn (Avustralya), Tokyo (Japonya), Londra (İngiltere), Atlanta (ABD) ve Memphis (ABD). Görevleri dünyadan toplanıp WHO tarafından kendilerine yollanan örnekleri derinlemesine incelemek, antijenik ve genetik incelemelerini yapmak. WHO bağlı ayrıca Avustralya, Japonya, İngiltere ve ABD´de olmak üzere 4 de Temel Düzenleyici Laboratuvarı (Essential Regulatory Laboratories (ERL) var. Temel düzenleyici Laboratuvarlar da elde edilen analiz sonuçlarına göre gözlem altına alınan Influenza virüslerinin ve buna bağlı grip hastalarının teşhis için kullanılan testlerin ve aşıların geliştirilmesinde rol oynuyorlar.

Üretilen testler yine üye ülkelerin Ulusal Infleunza Merkezlerine yollanıyor. Böylece üye ülkedeki grip aktivitesi hakkında merkezi teşhis ve takip merkezleri otorite rolü oynuyor ayrıca bilgileri sağlıklı olarak toplayabiliyorlar. Elde ettikleri bilgileri de yine WHO´nun FLUNET adlı veritabanına yolluyorlar. WHO da toplanan verileri sürekli izliyor ve açıklıyor.

Teknik kısmı bu derece ayrıntılı anlatmanın bir büyük önemi var. Influenza´nın izleminin ne derece eforlu ve Influenza enfeksiyonlarının ne derece ciddiye alınan enfeksiyonlar olduğu vurgulamak.

Şimdi konumuza geri dönelim ve ilk domuz gribi vakasından bu yana toplanan verileri irdeleyelim. Böylece domuz gribinin genel gidişi hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Dünya Sağlık Örgütünün son bilgi güncellemesi 01 Kasım´da yapıldı.. Bu verilere göre ilk vakadan bu bugüne dek tüm dünyada 482.300 kişi laboratuvar tarafından teyid edilmiş şekilde domuz gribine yakalanmış. Bu vakalardan 6071´i ölmüş.

Bölgelere göre vaka ve ölüm sayısı (1 Kasım 2009)

Bölge

Vaka Sayısı

Ölüm Sayısı

WHO Afrika Bölgesi (AFRO)
14.109

76

WHO Amerika Bölgesi (AMRO)
185.067

4.399

WHO Doğu Akdeniz Bölgesi (EMRO)
22.689

137

WHO Avrupa Bölgesi (EURO)
>78.000

>300

WHO Güney Asya Bölgesi (SEARO)
44.147

661

WHO Batı Pasifik Bölgesi (WPRO)
138.288

498

Toplam
>482.300

>6.071

Tabloyu inceleyecek olursak Amerika kıtasından bildirilen vaka sayısı da ölüm sayısı da oldukça yüksek. Tüm dünyada bildirilen ölümlerin 2/3´ü bu kıtadan bildirilmiş. Genel bir bakışla, laboratuvar tarafından domuz gribi olduğu teyid edilen hasta sayısına bakacak olursak, bu hastaların yaklaşık % 1´i yaşamını kaybetmiş. Tek başına bu veriye bakarsak, sanki hastalanan her 100 kişiden biri ölüyor gibi bir yanlış yorum çıkar. Çünkü, birçok insan bu hastalığı, kimsenin ve hatta çoğunlukla kendisinin bile haberi olmadan ayakta atlatıyor. Böylece, nüfusun çok büyük bir oranı, zaten istatistik dışı kalıyor. Tabii, bunun yanına sağlık hizmetlerinin çok iyi olmadığı coğrafyalarda, tanı konamadan ölen insanlar da olabileceğini eklemek gerekiyor.
Yine de sayılan ölümleri baz alarak yorum yapmak istersek, Nisan başından beri yaklaşık 6 ayda 6000 e yakın insan yaşamını yitirmiş. Aynı oranda giderse yılda 12.000 kişi demek. Bu az bir rakam değil. Ancak, bir kıyas yapmak istersek, her yıl aşılanarak korunmaya çalıştığımız Mevsimsel gripten yılda 1.300.000 kadar kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. Örneğin toplam geçen yıl 102 milyon doz mevsimsel grip aşısı yapılan ve sağlık hizmetlerinin oldukça iyi olduğu ABD´de bile yine geçen yıl 36.000 kişi mevsimsel grip nedeniyle yaşamını yitirmiş. Özetleyecek olursak, mevsimsel grip şu anki gidişiyle kalmak şartıyla domuz gribinden yaklaşık 100 kat daha tehlikeli . Burada en önemli nokta, GİDİŞİNİN ŞİMDİKİ GİBİ KALMASI ŞARTIYLA!!!. Durum değişebilirmi? Elbette. 1918 yılında dünya nüfusunun %4 ünün kaybına yol açan domuz gibi salgını 1.5 yıl içinde 3 farklı epidemi atağı oluştururak bu kayba yol açmış. Dünya sağlık otoritelerinin genel kaygısı da işte bu nokta. Ya daha kötüleşirse?

Öngörüde bulunan raporları irdelemek belki biraz fayda sağlar.

WHO 14-16 Ekim 2009 tarihlerinde Washington da Pan Amerikan Sağlık Organizasyonu merkezinde bir değerlendirme toplantısına ev sahipliği yaptı. Toplantıdan çıkan yorumlara bakacak olursak;
Dünya genelinde virüs bulaşan insanların çok büyük bir çoğunluğu, hafif bir soğuk algınlığı geçirerek, yaklaşık 1 hafta içinde sorunsuz bir şekilde ve hiçbir tedavi gerektirmeksizin iyileşiyor. Çok küçük bir hasta grubunda virüsün kendisinin yol açtığı ağır zatüree görülebiliyor. Primer Viral Pnömoni adlı verilen bu nadir ve ciddi komplikasyon, hastalık başladıktan ortalama 3-5 gün (bazen 24 saat) içinde bile gelişebiliyor. Bu hastalarda çok hızlı bir şekilde solunum yetmezliği oluşabildiğinden, yoğun bakımda izlenmeleri gerekebiliyor. Hızla ilerleyen vakalarda solunum yetmezliğindan hasta kaybedilebiliyor. Ancak erken dönemde kullanılan bazı antiviral ilaçlar iyileşmede işe yarayabiliyor. WHO tarafından izlenen vakalarda, hastalık açısından en büyük 3 risk grubu,

2 yaş altındaki çocuklar,
hamile kadınlar (özellikle hamileliğinin son 3 ayında olanlar),
kronik solunum yolları hastalığı olanlar ve astım.
Yine WHO´nun son hafta virüs aktivite raporunda çoğu ülkenin artık ılımlı seyreden hastalarda yakın izlemi bıraktığını, yoğun bakım hastalarına konsantre olduğunu, Avustralya ve yeni Zelanda´da en büyük risk grubunun 1 yaş altı çocuklar olduğunu, söylüyor. Bu konuda vurgulanacak birçok farklı rapor var. Ama hepsinin ortak noktası henüz çok ciddi sorun yok şeklinde. Önümüzdeki dönemi önceden kestirebilmek önemli. İngiliz Sağlık Bakanlığının dün yayınlanan haftalık raporunda ise domuz gribi vakalarına son hafta 57,000 yeni vaka eklendiğini, bu rakamın bir önceki hafta 27.000 olan yeni vaka sayısında neredenyse 2 kat artış olduğunu söylüyor. (Rapora ulaşmak için Tıklayın) . ABD´nin hıfzısıhhası olarak algılayabilceğimiz CDC nin geçen haftaki raporunda domuz gribine bağlı ölüm sayısının geçen hafta beklenenden daha fazla arttığı belirtiliyor.

Öte yandan WHO´nun 25 Ekim tarihli haftalık aktivite raporunda ölen vaka sayısı bir önceki hafta (18 ekim 2009)daki 4999 rakamından 5712 ye fırlamış. Baka bir deyişle 6 ayda toplam 4999 iken izleyen bir haftada 713 yeni vaka. Bu bir sıçrama sayılabilir. Acaba süreç aynı hızda ya da artarak devam edebilirmi?

Özetle, enfeksiyon halen çok ciddi bir tehdit oluşturmuyor. Hastalanan ve yaşamını yitiren insan sayısına bakılırsa henüz mevsimsel gribin yol açtıklarının yüzde biri bile değil. Bugün için içimiz rahat olabilir. Yarın için birşey söylemek için erken. Ama bugünden alınabilecek en ciddi tedbir AŞI. Aşı üretildi ve hızlı davranan ülkelere sevler başladı bile. Aşı yapılmalı mı?. Yan etkileri katlanılabilir mi? Değermi ?.

Hemen herkesin sorduğu ve yanıt aradığı soru bu. Aslında bu sorunun yanıtı tüm dünyada aranıyor. Gelişmiş ülkelerde durum nedir bakalım:

İngiltere:

Ülkede 2 aşı ruhsat almış.GSK firmasının Pandemrix ve Baxter firmasının Celvapan adlı aşısı kullanıma hazır. Pandemrix aşısı birçok aşı gibi döllenmiş tavuk yumurtası kullanılarak üretilen aşı. Celvapan ise domuzda üretilip hazırlanan bir aşı. Daha nadir kullanılacak. Yumurta alerjisi olanlra yaygın olan aşı kullanılamayacağıdan Celvapan kullanılacak. 21 Ekimde aşılama programı başladı. 6 aydan küçük ve 65 yaştan büyük olan ve mevsimsel grip aşısı uygulananlar (yaklaşık 5 milyon kişi), tüm hamileler (90 bin kişi), kronik sağlık sorunu olanlarala aynı evde yaşayan sağlıklı insanlar (500 bin) ve 65 yaş üzerindekiler (3,5 milyon kişi). Ülkede yapılan anketlerdetoplumun %50 si aşıyı yaptırmak istiyor, %25 i istemiyor, %25 ise fikri olmadığını söylüyor. Aşı yaptırmak istemeyenlerin genel fikri “denenmemiş bir aşı olduğundan denek gibi kullanılacakları kaygısı”. Sağlık bakanlığı aşı hakkında bilgilendirme için yaygın tanıtım yapmaya çalışıyor.(örnek bir broşürü görmek için tıklayın)

Fransa

19 Ekim itibaryla domuz gribinden 33 kişinin yaşamını yitirdiği Fransa, domuz gribi aşısını uygulamaya başladı. Toplam 94 milyon doz domuz gribi aşısının belirlenmiş 1.000 merkezde uygulamayaı planlıyorlar.Eylül ayı içinde yapılan anketlere göre fransız vatandaşlarının %66 sı kendisine aşı uygulanmasını istemiyor. Çoğunluğu aşının yan etkilerinden korktuklarını söylüyorlar. % 64 ü domuz gribinden korkmadığı belirtiyor. Toplumun sadece %4 ü domuz gribinden çok kaygı duyuyor.

Almanya:

Aşı konusunda en çok gürültünün koptüğü ülkelerin neredenyse başında geliyor. Ülkenin, askerler ve hükümet kurumları için, içinde yan etkilere yol açabildiği düşünülen kimyasal maddeler içermeyen Celvapan adlı aşıyı, geri kalan halka ise GSK firmasının Pandemrix adlı aşısını satın aldığı duyulunca gürültü koptu. Politikacılar ve sağlıkçılar birbirine girdi. Mesela Genel ve Aile hekimliği Odası başkanı, ülkedeki doktorları, aşıyı hastalarına uygulamamaya davet etti. “Riskleri faydalarından daha fazla” diyerek. Yine Çocuk Doktorları birliği başlanı Wolfram Hartmann, devletin yanlı kararlar verdiğini söyleyerek aşının 3 yaşın altındakilere asla aşının yapılmaması gerektiğini belirtti. Aşının yeterince test edilmediğini, içerdiği maddelerin riskler içerdiğinide ekledi. Bu arada Almanya 25 milyon kişiyi aşılamayı planlıyor.

Kanada:

21 Ekim itibarıyla 83 kişinn yaşamını yitirdiği ve 300 kişinin çeştilid erecelerde hastane tedavisine gereksinim duyduyğu ülkede 50,4 milyon adet domuz gribi aşısı uygulanacak. Kanada basınına göre halkın sadece 1/3 ü aşının kendilerine uygulanmasını istiyor. Yine halkın 2/3 ü domuz gribi ile ya çok az ilgilendiklerini ya da hiç ilgilenmediklerini söylüyor.

Avustralya

21 milyon doz aşı yapmayı planlıyorlar. Aşı önce sağlık çalışanlarına yapılacak. Ancak sağlık çalışanlarının en az yarısı aşı olmayı reddediyor. Avustralya Tıp Birliği Başkanı Steve Humbleton, “kimse deney için kobay olmak istemez” diyor. Hükümet aşının yeterince test edildiği konusunda ısrarcı.

Japonya

Aşılama programı 19 ekim pazartesi günü başladı. 77 milyon kişinin aşılanması planlanıyor.27 milyon doz aşı ülkede üretiiyor. Kalanı ile ithal ediliyor. Aşı gönüllülük esasına göre yapılacak. Aşılama programına karşı diğer ülkelerde olduğu kadar karşı çıkış yok.

Rusya

35.5 milyon doz aşı üretimi ve uygulanması yıl sonuna dek tamamlanacak. Halkın konuya nasıl yaklaştığı konusunda net veriler yok.

Hollanda

İlk aşılamalar sağlık personeline yapılacak. Ancak sağlık personelinin büyük çoğunluğu (2/3) aşının yapılmasını istemiyor.

İsveç

Anketlerde aşıyı onaylayanların oranı Ağustos ayında %70 iken süreç içinde düşüşe geçmiş. Şu an halkın %50 si aşıya onay veriyor. %36 sı kesinlikle karşı. %14 ü yeterince fikir sahibi değil. 9.2 milyon iki için 18 milyon adet aşı uygulaması planlanıyor.

ABD:

160 milyon kişinin aşılanması planının yapıldığı ülkede 240 milyon doz aşı tüketileceği belirtiliyor. Firmalarca aşı tesliminin gecikmesi ülkede biraz gürültü kopardı. Ama en büyük gürültü New York ta koptu. New York eyaleti domuz gribi aşısınının yapılasını zorunlu olduğunu duyurunca mahkemeler doldu taştı. İlk itiraz yine ilk grup olarak aşılamaların yapılacağı sağlık personelinden koptu. En sık duyulan itiraz “Kobay olmak istemiyoruz!”

Bu listeye daha birçok ülke eklenebilir. Ama özetleyecek olursak

Hemen her ülkede halkın en az yarısı aşıya karşı. Üstelik aşıya karşı olanların oranı gitgide daha da artıyor. Tüm ülkelerde ortak iki fikir yükseliyor. Domuz gribinden anlatıldığı kadar korkmuyorlar. Aşının güvenilirliği konusunda da ciddi kaygıları var ve “deneme tahtası olmak istemiyoruz!” diyorlar. Tabii, burada şu soruyu sormak gerekli . Buradan aşının gereksiz olduğu fikri çıkarmı ? Bence çıkmaz. Bir fikrin çoğunluk tarafından paylaşılıyor olması o fikrin doğru olmasını sağlamaz!

Dünyada 1918 H1N1 pandemisinde 50 milyon ile 100 milyon arasında kişinin yaşamını yitirmiş olması ve yine 20. yy içindeki birkaç pandemide daha milyonlarca kişinin yaşamını yitirmiş olması bu işin uzmanı düzeyindeki sağlık otoritelerinin belleklerinde güçlü bir yere sahip. 21. yy da sağlık hizmetlerinin geçen yüzyıla göre çok çok daha gelişmiş olası da bu kaygıyı azaltamamışa benziyor. Bu nedenle belki de yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Halkın tepkisine bakılırsa da, bu kaygıları halka yeterince iyi anlatılamamış. Halkın bu aşıdan uzak durmasındaki bir neden, hastalıktan korkmuyor olması ise diğer neden aşının yan etkileri konusunda kaygılarının giderilmemiş olması. Peki aşı hakkındaki kaygılar haklı mı ?

Kısaca yanıtlamak gerekirse, aşının üretim tekniği her yıl kullandığımız grip aşısının üretim tekniğinden farklı değil. Aslında zaman iyi yönetilebilseydi grip aşısının içinde olabilecekti bu aşı. O zaman bu yanlış algı biraz olsun yatışırdı. Çünkü; bu haliyle aşı yepyeni bir aşı imiş gibi algılandı ve yeterli süre test edilmediği düşünüldü. Bir diğer sorun aşıların şişeleme şeklinden kaynaklandı. Bazı firmaların ürettiği domuz gribi aşıları tek tek ve yapılmaya hazır enjektör içine çekili olarak üretildi. Bu grup aşılar, enjeksiyona hazır üretildiğinden ve doğal olarak enjeksiyon sırasında mikrop kapma riski içermediğinden koruyucu maddeler eklenmedi. Ancak, diğer bir grup aşı ise büyük cam şişeler içinde çoklu dozlar halinde üretildi. Büyük bir şişe düşünün ağzı kapalı. Her hasta için kapağına ayrı bir enjektör saplayıp içinden bir hasta için yetecek kadar bir miktar aşıyı enjektöre çekiyorsunuz. İçine birçok kez farklı enjektörler girip çıkınca, aşının olduğu steril şişenin artık mikrop kapma riski oluyor. Bu durumu önceden tahmin eden firma, aşının içine mikrop kapma riskine karşı koruyucu bir madde ekliyor. İçine konan madde Thiomersal. Çok çok düşük oranlarda kükürt ve cıva içeren bir koruyucu madde bu. Uzunca bir süre, hemen tüm aşıların içine konmaktaydı. Ancak bu maddenin çocuklarda beyinde birikerek, bazı davranış ve nörolojik bozukluklara yol açabileceği konusunda ispatlanmamış spekülasyonlar kaygı yarattı. Her ne kadar, zararları kesin olarak ispatlanamasa da kaygısı yetti. Hemen tüm aşılarda var iken, sonradan yavaş yavaş kullanımı terk edildi. Hatta son dönemde aşıların üzerine “thiomersal içermez” şeklinde ibareler konmaya başladı. İşte bu, suçu ispatlanamamış ama adı çıkmış maddenin domuz gribi aşısının içinde bulunması kaygıyı artırdı.

Aşının yan etkileri konusunda dolaşan e-postalar da ortamı gerdi. Gerçi dolaşan e-postalarda çok fazla sayıda yan etki alt alta sayılmakta idi. Ancak, şu durumun hakkını tespit etmek gerekir ki; her aşının çok ama çok nadir görülebilen yan etkileri vardır. Bu yan etkiler, aşının uygulandığı bölgede kızarıklık gibi yan etkilerde %4-5 iken, Guillan Barre sendromu gibi yüzbinde bir görülen etkiler olabilmektedir. Anlatılan yan etkiler, tetanoz, difteri gibi sorunsuz algılanan aşılarda da izlenebilmektedir. (prospektüsünü okusanız inanın vitamin bile içmek istemezsiniz)

Bu nedenlerle; sonuç olarak

Umarım ve sanırım ki hastalık bu haliyle devam eder. Bu halde giderse bir yılda 12-15 bin kadar insan yaşamını yitirmiş olacak. Az bir rakam değil!
Geçen yıl mevsimsel gripten bir milyon kadar insan yaşamını yitirdi. Şu haliyle mevsimsel grip, domuz gribinden 100 kat daha öldürücü! Ama nedense toplumumuz mevsimsel gripten pek korkmuyor!
Domuz gribinden ölümleri azaltmakta aşı işe yarayabilir!
Ancak sağlıklı insanların çok ama çok büyük bir çoğunluğu hastalığa yakalansa da ayakta atlatıyor!
Aşının, kaygılanıldığı kadar bir yan etkisi olmayacak gibi görünüyor! Dünyanın büyük bir çoğunluğu aşıdan yana kaygılı ve bu kaygı ile aşıya karşı duruyorlar. Ama unutmamak gerekir ki, bir fikrin çok kişi tarafından paylaşılıyor olması, o fikrin doğru olması için tek başına yeterli değildir.
Görüldüğü kadarıyla bu kış her kıştan biraz daha uzun sürecek. Medyada izlediğimiz hastalanan insan ve ölen insan sayıları mevsimsel nedenlerle her gün biraz daha artacak. Panik artacak. Gazetede okuduğunuz her ölüm haberinden sonra “acaba yaptırsamıydım?” sorusu bir grup insanın beynini kemirebilir.
Bundan daha ötede net bilimsel veriler yok. Buradan ötede sadece verilerden yola çıkarak öngörüde bulunulabilir. Biraz risk yönetimi gibi düşünmeli. İlerleyen süreçte, aşı yapılan insanlar arttıkça, onlardan elde edilen veriler bilimsel yöntemlerle doğrulandıkça daha bir tıpça konuşabiliriz. Henüz bu aşama için erken. Düşünsenize aşı üretileli bir süreç oldu. Hatta uygulanmaya da başlandı. Ama hala tek doz mu 1 ay ara ile 2 doz mu uygulamalı sorusunun yanıtını bile bilmiyoruz. İstim arkadan gelecek!

Bu süreçte bir hekim olarak doğru tavır topluma sadece doğru ve duygulardan arındırılmış bilgi vermek ve sonra aşıyı yaptırıp yaptırmama kararını bireyin özgür iradesine bırakmak.

Karar sizin!

Leave a Reply

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes